Arı ve Arı Ürünleri Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

  • Arıcılığın tarihçesi ise insanların mağara hayatı yaşadığı on binlerce yıl öncesine kadar gitmektedir. Mağara resimleri, çok eski tarihlere ait arı fosilleri ve benzeri tarihi buluntular bu görüşü doğrulamaktadır. İlk insanlar doğal olarak ağaç kovukları ve kaya oyuklarına yuvalanan oğulları öldürerek ballarından yararlanmışlardır.

    Tarihi gelişim içinde taş devrinden itibaren; önce ağaç kütükleri sonra da toprak ve kilden yapılmış kaplar kovan olarak kullanılmış ve zamanla bugün kullanılan kovanlar geliştirilmiştir. Gerçek arıcılık, insanların ağaç kovukları içinde yuvalanan arıları öldürmeden bir miktar bal almaları ve bir miktar balı da arılara bırakmaları ile başlamıştır.

    Balın gıda, içecek, ilaç, koruyucu madde olarak ve dinsel törenlerde kullanımı ilkel insanlara dayanmaktadır ve eski medeniyetler çöktükten sonra da devam etmiştir. Yazıtlar, resimler ve tarihi kayıtlar arı yetiştiriciliğinin eski Mısır’da başladığını, Mezopotamya, Anadolu ve Avrupa’nın da gelişiminde önemli yer tuttuğunu göstermektedir. 1500’lü yıllardan önce bal arısı eski dünyaya – Avrupa, Afrika ve Asya’ya aitti. Koloniler ve arıcılık göçmenler ile Yeni Dünya ülkelerine taşınmıştır ve bugün kutuplar dışında tüm yerleşim alanlarında yapıldığı bilinmektedir. Arılar yeni Dünya ülkelerine kendi ana vatanlarından daha iyi adapte olmuş ve bu ülkelerde arıcılık oldukça yaygınlaşmıştır.

    1600-1851 yılları arasında arıcılar, arıların yaşam çevrimini ve biyolojisini öğrenmişlerdir. Arıcılık tekniklerinin gelişmesi ile arıları kovanlarının içinde daha rahat izleme imkânı bulmuşlar ve arılar üzerindeki kontrollerini arttırmışlardır. Dikey kovanlar sayesinde arıcılar kıştan önce arıların bir kısmını öldürmeden kovandan bal almayı öğrenmişlerdir. 1851 yılında çıkartılabilir çerçeve kovanlar bulunmuş ve modern arıcılık bu buluştan sonra başlamıştır. Sonraki yarım yüzyılda olan gelişmeler önceki yüzyıllara kıyasla patlama niteliğinde olmuştur.

    Dünyada bugün 50 milyondan fazla kovanda 1,2 milyon ton bal üretildiği bilinmektedir. Dünya ülkeleri arasında Çin 6,5 milyon kovanı ve 200 bin tondan fazla bal üretimi ile birincidir. Kovan başına ortalama dünya bal üretimi 20 kg dolayında olup bu rakam Çin’de 33, Arjantin’de 40, Meksika’da 27, Kanada’da 64, Macaristan’da 40 ve Türkiye’de 16 kg dolayındadır. Arıcılık dünyada ziraatın diğer alanlarına göre belki de en yaygınlaşmış uygulamadır. Zira arıların tozlaşma ve dolayısıyla diğer zirai ürünlerin gelişiminde çok önemli katkılar sağladığı bilinmektedir.

  • Ülkemizde de arıcılık, Anadolu’nun en eski ve en yaygın yapılan üretim etkinliklerinden ve bal arısı Anadolu’nun öz varlıklarından biridir. Arı gen merkezlerinden biri sayılan Türkiye, 4 milyon dolayındaki kovan varlığı ve iklim şartlarına göre değişmekle birlikte 50 bin tondan fazla bal üretimi ile dünyanın önemli arıcılık ülkeleri arasındadır. Bu üretimin %40’ a yakını salgı (çam) balıdır. Yurdumuzda üretilen balların kalitesi, aroma ve lezzeti, dünya da başka ülkelerde bulunmamaktadır. Bal rekoltesi yüksek ülkelerde dahi çeşitlilik oldukça sınırlıdır.

  • Arılar küçük ancak dünyaları büyük olan ve insanoğluna bahşettikleri ürünleri ile mucizevi denebilecek nitelikte canlılardır. Arılar bir kovanda çok çeşitli ürünler oluşturmaktadır. Kuşkusuz bunlardan en yaygın olarak tüketilen ürün, arının balıdır. Ancak propolis, polen, arı sütü, arı zehiri ve balmumu diğer değerli doğal arı ürünleridir.

  • Düzenli koloniler oluşturan sosyal arılar ekonomik değere sahip olacak miktarda bal depolarlar. Bunlar bal arıları (Apis) ve tropikal iğnesiz arılar, meliponinlerdir. Apis cinsi arıların dört türü vardır, bunlardan genel olarak bal arısı ya da kovan arısı olarak bilinen Apis mellifera dünyada tüketilen balın büyük bir kısmını üretmektedir. Güney ve Doğu Asya’nın yerel arısı Apis cerana ise bir kovan arısıdır. Dolayısıyla dünyada üretilen bal genellikle böcekle tozlaşmaya ihtiyaç duyan çiçeklerin nektarlarından, arıcıların kontrolündeki kovanlarda Apis mellifera arıları tarafından meydana getirilmektedir.

  • Bal arıları koloniler halinde kovanda yaşarlar. Bir koloni bir kovan bal arısını tanımlar. Bal arılarından oluşan bir kolonide kraliçe arı olarak bilinen bir ana arı, onbinlerce işçi arı ve yüzlerce erkek arı bulunur. İşçi arıların sayısı bitkilerin nektarlanması döneminde artar ve bu dönemde erkek arı sayısı azalır. Erkek arılar ise en yüksek oranda oğul oluşturma mevsiminde (ilkbahar ve yaz başında) gözlenir.

    Bal arısı kolonisi tüm faaliyetlerini kovan içerisinde kendi vücudundan salgıladığı balmumu ile meydana getirdiği peteklerde yürütür. İki tip petek gözü bulunur. Bu gözlerin birinde işçi arı, diğerinde ise erkek arı yetiştirilir. Bu gözler aynı zamanda bal ve polenin hatta suyun depolanması amacıyla da kullanılır. Polenler, kuluçka alanına yakın olduğu için yalnızca işçi arı gözlerine depolanır. Ana arı ve işçi arılar dişidir ve sadece döllenmiş yumurtadan meydana gelirler. Erkek arılar ise genetik olarak ana arının kopyasıdırlar ve döllenmemiş yumurtadan gelişirler. Ana arının işçi arılardan farkı larva dönemindeki farklı beslemeden ileri gelir. Genç işçi arılar (bakıcı arılar), genç larvaları ve kraliçe arıyı beslemek için arı sütü salgılar. Kraliçe olması hedeflenen dişi larva, işçi larvadan %25 daha fazla arı sütü ile beslenir. Kraliçe larvanın vücut ağırlığı yüksek arı sütü tüketimi nedeniyle 6 günde 1300 kat arttığı bilinmektedir.

    Tarlacı arılar kovana 4 farklı madde getirebilirler. Bunlar nektar, polen, propolis veya su olabilir. Nektar şeker, su ve bazı başka eser miktardaki maddeleri içeren, genellikle çiçeklerden toplanan ve arının bal kesesinde taşıdığı sıvıdır. Polen yine çiçeklerden toplanır, protein, vitamin ve bazı eser elementleri içerir ve arının arka ayaklarına yüklü olarak kovana taşınır. Propolis bir çeşit yapıştırıcıdır. Bunu arılar kovandaki küçük delikleri kapatmak ve peteği parlatıp, güçlendirmek amacıyla kullanılırlar. Arılar propolisi arka ayaklarında bitkilerden alarak getirirler. Propolis parlak görüntüsü ile polenden farklıdır. Arılar suyu ürettikleri balı kullanılabilmek ve aşırı sıcaklarda kovanı serinletmek amacıyla kullanırlar.

    • Bir arı kolonisi ortalama olarak 120 kg nektara ihtiyaç duyar. Yaklaşık 70 kg’ı yaz aylarında yavrulara, yetişkinlere ve işçi arılara enerji ve gıda sağlamak için ve yavrularını 35-36 °C’de tutmak için kullanılır.
    • Arılar yaklaşık 20 kg balı kovanda çiçeksiz geçen kış ayları için depolar.
    • Bir koloni kış aylarında 40 watt ısı enerjine ihtiyaç duyar. Bu enerji yüzeydeki arıları -30°C’de veya daha düşük sıcaklıklarda bile ölmekten kurtarır. Bu kadar yüksek bir enerji üretimi kış aylarında bir koloninin haftada 1 kg. bal tüketmesine neden olur.
    • Uçan bir arının yakıt ihtiyacı her kilometre için 0,5 gramdır.
    • 1 kg bal üretmek için 140,000 kilometre uçmaları gereklidir.
    • Market raflarına 1 kg bal üretmek için dünyanın çevresini 3 kez dolaşacak kadar uçmak durumundadır.
    • Pek çok bitkide çok az miktarlarda nektar bulunur. Örneğin beyaz yoncada bulunan nektar miktarı bir toplu iğnenin başının 20 katı kadardır. Bal arısının kursağının bir kez nektar ile dolması için arı küçük çiçeklere 1400’e yakın sayıda ziyaret yapar, büyük çiçeklerde bu rakam 100’ün altında olabilir.
    • Arı türleri arasında değişkenlik olmasına rağmen, bir arının bir seferde taşıyabileceği nektar miktarı ortalama 70 mg civarındadır.
    • Arılar genellikle kovadan 1-2 km’lik mesafedeki alan içerisinde bal toplarlar. Ancak 13 km’ye kadar uçabildikleri bilinmektedir.
    • Arılar, nektarı alanın şekline, bitki örtüsüne ve iklim şartlarına bağlı olarak genellikle değişken ve düzensiz bir alanda toplar. Arılar genellikle bir tepenin gölgesinde kalmış gölgeli alanlara uçmayı tercih etmezler. 1 km’lik bir uçuş 3 km2 bir alan sağlarken, 2 km’lik bir uçuş yaklaşık 12 km2 bir alan sağlar.
    • Hiç bir arı hava sıcaklığı 12°C’nın altında iken uçamaz.
    • Bir arı ortalama olarak 0,15 mg arı zehri üretir (kuru maddeye bağlı olarak) ve bunu kullanım için hazırda bulundurur.
  • Evrimleşme ile arılar bitkilerden topladıkları nektar ve salgılar ile bal yapabilir duruma gelmişlerdir. Arılar, bitkilerden topladıkları nektar ve salgıları, suyu buharlaştırarak ve kendi vücutlarından salgıladıkları bazı enzimlerin (doğal proteinler) faaliyetleri sonucu bal üretir.

    Balın hammaddesi nektardır ve dünyada üretilen balın büyük bir kısmının nektarı çiçeklerden gelmektedir. Bu son derece lezzetli ve tatlı olan ürün, ayrıca çiçeklerdeki nektarın dışında çiçek olmayan kaynaklardan elde edilen nektardan da üretilebilir. Bu bal salgı balı olarak bilinir. Salgı da yine bitki kaynaklı bir sıvıdır ancak çiçekle ilgisi yoktur. Salgı bazı bitki emici böceklerin salgıladığı şeker içeren bir sıvıdır. Bal arısı ağzı ile katı ve sıvı gıdaları emer ve bal kesesi ile bağırsaklarına aktarır. Bu organlardan ağzı ve bal kesesi kraliçe arı, işçi ve erkek arı da farklı gelişmiştir. Şeker içeren hammadde (nektar veya salgı veya başka sıvılar) bal kesesi içinde toplayıcı arılar tarafından kovana getirilir. Bu sıvılar arı tarafından emildiğinde bal kesesi içerisinde seyrelir. Bu seyreltme özelliği bal arısının koyu maddeleri ve hatta kuru şekeri bile emmesine yardımcı olur. Taşıyıcı arı (tarlacı arı) kovana girdiğinde bal kesesinde taşıdığı besinleri sindirerek bal haline dönüştürür ve bir veya bir kaç kovan arısına aktarır. Kovan içindeki arı balı aldığında petek gözlerine boşaltır. Dolayısıyla bir anlamda yarı olgunlaşmış bal petek gözlerine depolanır.

    Peteklerde toplanan balın içerdiği su miktarı yüksek olduğu için suyun büyük bir kısmının uçurulması gerekmektedir. Bu faz ise olgunlaştırma olarak adlandırılır. Balın olgunlaştırılması sadece kovanda gerçekleşir. Kovan içindeki arı taşıyıcı (tarlacı) arıdan olgunlaşmamış balı aldıktan sonra kovanda tenha bir yere giderek yüzeye dik pozisyonda tutunur. Daha sonra çenesini açarak dilini aşağı yukarı hareket ettirir ve bu işlem esnasında ağzında oluşan damla halindeki nektarı 5-10 saniye sonra tekrar içine geri çeker. Hammaddeyi defalarca havaya temas ettirerek suyunun bir miktar uçmasını sağlar. Bu dışarı çıkarma ve içine çekme hareketini 80-90 kez ve 15-20 dakika boyunca yaptıktan sonra, suyun kolayca uçması için, bir petek gözünün dibine ince bir film tabakası halinde serer. Bu işlem esnasında bal, yarı olgunlaşmış (50-60% kuru madde) bir hale gelir. Daha sonra arılar yarı olgunlaşmış balı, petek gözlerinde olgunlaştırırlar. Genel olarak petekteki gözlerin ¼’ü veya 1/3’ü doldurulur. Bal olgunlaşmaya yakınlaştığında arılar bunun yerini tekrar değiştirirler ve gözlerin ¾’ü doldurulur. Amaçları suyu buharlaştırmaktır, önce balı kuluçkalığa sererler ve daha sonra toplayarak uygun gözlere depolarlar. Daha sonra bu gözlerin üzerinde arılar kanat çırparak bir hava akımı oluştururlar ve bu şekilde ham balın suyu uçurularak olgunlaşma tamamlarlar. Son olgunlaşma kademesi ise, balın göze ilk konduğu andaki nemine, gözün doluluğuna, kovandaki hava hareketine, sıcaklığa ve havanın bağıl nemine bağlı olarak 1-3 gün sürer. Bal tamamen olgunlaştığında (%20 veya daha az nem içerdiğinde) arılar gözleri tamamen doldururlar ve hava kalmayacak şekilde balmumu ile kapatırlar. Bu kapatma işlemi balın çevreden nem alarak fermente olmasını engellemek amacını taşır.

  • Arılar tarafından petek gözlerine doldurulan ballar, petek gözlerinin tamamen veya asgari dörtte üçünün anlar tarafından bal mumu ile sırlamasından sonra hasat edilir. Balın yeterli düzeyde olgunlaştığını anlamak için çerçevelerin sırlanmış olmasına bakılır. Sırlanan çerçeveler kovan içerisinden alınır ve sırları bir tarak (sır tarağı) veya bıçak (sır bıçağı) yardımıyla alındıktan sonra süzme makinesinde (santrifüj) süzülür. Süzülen ballar gıdaya uygun laklı tenekelere veya varillere aktarılır ve direk güneş almayan serin yerlerde depolanır.

  • Ballar elde ediliş kaynaklarına göre çiçek balı ve salgı balı olarak ve elde ediliş şekillerine göre de petekli bal, süzme bal ve pres balı olarak sınıflandırılabilirler. Balın hammaddesi nektardır ve dünyada üretilen balın büyük bir kısmının nektarı, çiçeklerden gelmektedir. Ancak bir miktar bal da çiçek olmayan kaynaklardan elde edilir. Örneğin salgı balı bu şekilde üretilmektedir. Salgı da yine bitki kaynaklı bir sıvıdır ancak çiçekle ilgisi yoktur. Salgı bazı bitki emici böceklerin salgıladığı şeker içeren bir sıvıdır, arılar bu sıvıdan hammadde elde ederek bal üretmektedir. Çam balı bir salgı balı çeşididir.

  • Krem bal, balın kontrollü olarak kristalleşmesi ile elde edilen sürülebilir özelliğe sahip bir üründür. Bir başka ifade ile kristalleştirilmiş baldır. Kristalleşme işleminde; kristalleşmeyi başlatmak için süzme balın içerisine starter (kristalleşmeyi başlatıcı) olarak önceden krem bal olarak işlenmiş baldan belli miktarda ilave edilir ve hazırlanan karışım uygun sıcaklıkta saklanarak, ürün krem haline getirilir.

  • Balda hile üç şekilde olabilir; Şeker şurubuyla arıların beslenmeleri neticesinde elde edilen ballar hileli bal olarak kabul edilir. Arı, balı çiçeğin nektarından değil, hemen kovanın önüne konmuş olan şekerden üretir. Bu şekilde üretilen ballar, doğanın ve çiçeklerin özünü sağlığını taşımamaktadır ve bal adı altında satışa sunulamaz. İkinci çeşit hile ise, arının hiç olmadığı ve doğrudan şeker şuruplarına aroma ve boya ilavesi ile üretilen ürünlerdir. Ancak bu tür ürünler sadece yapay bal adı ile satışa sunulabilir ve etiketlerinde mutlaka belirtilmesi gerekir. Aksi takdirde hile kabul edilir. Ayrıca doğal olan bir bala çeşitli şeker şurupları, su ve nişasta gibi diğer bileşenler katılarak yapılan hile yöntemleri de vardır. Burada amaç ucuz maddeler katarak bal miktarının artırılmasıdır.

  • Balda hile olup olmadığını balın tadından, kokusundan ya da görüntüsünden anlamak mümkün değildir. Ancak güvenli arı ürünleri birincil üretimden-kovandan itibaren- sofraya kadar izlenebilirliğin sağlandığı sözleşmeli arıcılığın dahil edildiği üretim ve dağıtım sistemleri ile elde edilebilmektedir. Bu sistemler ile çeşitli hilelerden uzak bir ürün sağlama olanağı elde edilerek tüketiciye güvenli bir ürün yelpazesi sunulabilmektedir. Ayrıca balın yapısının kimyasal yöntemler ile analiz edilmesi de güvenli ürün sunma da fayda sağlamaktadır. Çok çeşitli özelliğin analizlerinin sonuçlarının deneyimli uzmanlar tarafından yorumlanması önemlidir.

  • Saf ve doğal ballar, elde edildiği çiçeklerin türüne göre değişmekle beraber, özellikle kış aylarında ve soğukta muhafaza edildiğinde birkaç ay gibi bir sürede kristalleşebilir. Balda kristallerin gözlenmesi kesinlikle doğal bir olay olup, balın tüketilmesini önleyici bir problem değildir. Bu durum bazen bala şeker şurubu katılmış olduğu şeklinde yanlış olarak yorumlanır. Bal kristalleşmiş haliyle de tüketilebileceği gibi, istendiğinde benmari usulü bir ısıtma işlemiyle (sıcak su dolu bir kabın içerinde balın ısıtılması) kristal yapı çözdürülüp tüketilebilir. Balda kristalleşme hiçbir şekilde bala yapılmış bir hilenin göstergesi değildir. Kristalleşmiş balın tüketilmesinde, sağlık açısından bir sakınca yoktur. Kristalleşmede yer alan başlıca etmenler; balın oluşmasında arının nektarını aldığı çiçeklerin türü, baldaki hava kabarcıkları, polen ve diğer taneciklerin miktarı, balın depolandığı yerin nem ve sıcaklığı ile ambalaj kaplarının çeşididir.

    Balın kristalleşmesi tabii bir olaydır ve balın glikoz oranı bakımından doymuş hale gelmesiyle, glikoz moleküllerinin kristal duruma geçmesi olarak tanımlanır. Kristalleşme için en uygun sıcaklık 14°C civarıdır. 10 °C’nin altında ve 26,5°C’nin üzerinde kristalleşme yavaşlar.

  • Balın ekşimesi ya da bir diğer ifade ile fermantasyonu balda bulunan mayaların yine mevcut şekerleri enerji kaynağı olarak kullanarak çoğalmaları sonucu meydana gelebilir. Mayaların faaliyeti esnasında balın aroma ve lezzetini bozan pek çok madde de oluşur. Mayalar çiçeklerde bulunur ve bala nektarla bulaşır. Pek çoğu nektarın bala dönüştürülmesi esnasında ölür. Ancak hayatta kalan bir kaç maya şartlar uygun olduğunda gelişerek balı fermente edebilir. Balın fermente olma ihtimali nem oranı ve içerdiği maya sayısı ile ilişkilidir. Nem içeriği %17’nin altında olan balların fermente olma ihtimali yoktur. Nem oranı %20’nin üzerinde olan ballarda ise fermantasyon riski yüksektir. Bu tip balların 10°C’nin altında depolanması (mayalar bu şartlarda gelişemezler) ile fermantasyonun engellenmesi mümkündür.

  • Bal 1 yaşından küçük çocuklar için tavsiye edilmez. Nedeni hastalık yapıcı bir bakteri olan Clostridium Botulinum bakterisinin balda sadece spor formunun balda bulunma ihtimalinin olması ve bu sporların bebeklerde “Bebek Botulizmi” denilen ölümcül bir hastalığa neden olmasıdır. Bir yaşından küçük bebeklerde bağırsak mikroflorasının yeterince gelişmemiş olmasından dolayı botulizme hassasiyetleri nedeniyle tüketimi önerilmemektedir.

    Bu sporlar çevremizdeki havada, toprakta, tozda ve ham tarımsal ürünlerde bulunmaktadır. Birçok gıdada olduğu gibi balda da bulunabilen bu sporlar erişkinler ve 1 yaşından büyük çocuklardaki gelişmiş bağışıklık ve sindirim sisteminden dolayı bir sorun teşkil etmez.

  • Arılarda diğer hayvanlar gibi zaman zaman hastalanmaktadır ve bu hastalıklara karşı bilinçsiz kullanılan ilaçlar ve yine arı zararlılarına karşı kullanılan pestisitler, arı ürünlerinde ilaç ve pestisit kalıntılarına sebep olabilmektedir. Bu maddeler kovana direk olarak uygulanabilmekte ya da arıya verilmektedir. Her iki halde de bu uygulamanın yapıldığı kovanlardan elde edilen bal ve diğer arı ürünlerinde, izin verilen yasal limitlerin üzerinde kalıntılar bulunabilmektedir. Bu nedenle birincil üretim alanlarının- kovandan sofraya- izlenebilir olması ve kullanılan bu ilaçların doğru uygulamasının sağlandığından emin olunmalıdır. Ayrıca balda örnekleme yapılarak kalıntı analizleri gerçekleştirilmelidir.

  • Şeker hastalığının farklı türleri olduğundan bu konuda uzman doktora danışılması en sağlıklı yöntemdir.

  • Arı sütü genç işçi arıların (dişi olan bakıcı arılar), genç larvaları ve kraliçe arıyı beslemek için salgıladıkları bir sıvıdır.

    Arı sütü üretimi ana arı yetiştiriciliğinin adımları arasında gerçekleştirilir. Arı sütü, oğul verecek kovan içerisinde yapılan oğul gözlerinden toplanabildiği gibi, ticari ana arı yetiştiriciliğinde kullanılan modern yöntemlerle de toplanabilmektedir. Bir kovanda oğul gözlerinden toplanan arı sütü miktarı bir sezonda 10-20 gramı geçmezken, modern yöntemlerle bir kovanda üretilen arı sütü miktarı bir sezonda 1000-1500 gram arasında değişebilir. Ülkemizde en yaygın olarak kullanılan yöntemde ilk önce 8-9 mm genişliğinde 8-10 mm derinliğinde tahta kalıp yardımıyla eritilmiş balmumundan ana arı yüksükleri hazırlanır. Hazırlanan ana arı yüksüklerine günlük larvalar transfer edilir ve yüksek miktarda genç işçi arısı olan kovana yerleştirilir. Arı sütünün en yoğun olarak bulunduğu 48-72 saat sonra ana arı yüksüklerini içeren çerçeveler kovandan alınarak, uzatılmış kısımları ısıtılmış bir keskin bir alet yardımıyla kesilir. Yüksükler içerisindeki larvalar bir pens yardımıyla alındıktan sonra arı sütü tahta kaşık yardımıyla gözlerden toplanır. Toplanan taze arı sütü koyu renkli ambalaj malzemesi içinde +4 °C’de 6 ay ve -18 °C’de 2 -3 yıl kalite kaybına uğramadan muhafaza edilebilir.

  • Propolis, dezenfeksiyon (örneğin kovan dışına atılamayan zararlıların mumyalanması ile bakteriler ve virüslerden korunma), izolasyon, koruma (örneğin uçuş deliğinin daraltılması ve hava cereyanından korunmak için kovandaki çatlakların kapatılması) ve peteklerin güçlendirilmesi için bitki tomurcuklarından, yapraklardan, dallardan veya ağaçların kabuklarından tarlacı işçi arılar tarafından toplanır.

    Propolis kovandan çeşitli yöntemlerle toplanabilir. Metalden, ahşaptan veya ketenden üretilmiş toplama düzenekleri mevcuttur. Ancak plastikten üretilmiş ızgaralar basit ve kolayca temizlenebildikleri için en kullanışlı toplama çözümüdür. Ayrıca kovandaki uçuş deliği veya dip tahtası arkasında oluşan propolis kovandan toplanabilir. Fakat bu alanlardan toplanan propolis balmumu ile karışık olabilir. En saf propolis kovanda petek üzerinde kapatma tahtaları altına arıların geçemeyeceği aralıklardaki plastik ızgaraların yerleştirilmesiyle üretilebilir. Aralıkları arılar tarafından propolisle dolan plastik ızgaralar kovandan alınır ve dondurulur. Dondurulmuş propolis daha sonra burkma veya vurma işlemiyle parçalar haliyle düşürülür. Propolis hava almayan cam kaplarda ve karanlık yerlerde depolanır.

  • Balmumu işçi arılar tarafından temiz bir sıvı olarak salgılanır ve çabucak soğuyarak beyaz bir hal alır. Saf balmumu petek hücrelerinin kapatılmasında ve yeni petek yapımında kullanılır. Yeni balmumları eski balmumları ve dayanıklı olması için bir miktar propolis ile karıştırılarak kuluçka gözlerinin ve köprü peteklerin yapımında kullanılır.

  • Polen işçi arılar tarafından çiçeklerden toplanarak arka bacakları ile polen sepetçiği adı verilen kısımda kovana getirilir ve kovandan tuzaklar yardımıyla toplanır. Polen tuzakları, arının geçebileceği metal veya plastik levhalardan ve çekmeceden oluşur. Tuzaklar uçuş deliği önüne monte edilebildiği gibi, arıcılıkta son zamanlarda polen tuzaklı kovanlar da kullanılmaktadır. Arı, getirdiği poleni kovan içerisine bırakmak için, levhalardan geçerken arka bacaklarındaki poleni çekmeceye düşürmektedir. Bu şekilde polen tuzağı çekmecesinde toplanan polenler her gün veya gün aşırı toplanabilmektedir. Polen, % 5-8’lik nem içeriğine kadar direk güneş ışığı almayan açık yerlerde veya havalandırma sistemi ile çalışan kurutma fırınlarında kurutulur. Polen içerisinde yabancı maddeler (böcek parçaları vb.) bulanabileceğinden, temizleme işlemi için eleklerden geçirilmesi gereklidir. Yüzde 5’lik nem içeriğine sahip polenler oda sıcaklığında doğrudan güneş ışığı almamak şartı ile koyu renkli cam şişelerde birkaç ay süreyle muhafaza edilebilir. Aynı nem oranında kurutulan polenler 5°C’de buzdolabında en az 1 yıl ve -15°C’de ise uzun yıllar besin değerinde önemli bir kayıp olmadan muhafaza edilebilir.

  • Arılar, arı zehirlerini iğne düzeneğindeki zehir bezlerinde üretir. Üç günlük arıların zehir bezleri arı zehri üretmeye başlayabilir. 2-3 haftalık arılarda ise en yüksek düzeye erişir, anacak yaş ile birlikte arı zehri üretimi azalır. Arı zehri miktarı ilkbahar ve yaz aylarında-arı sezonunda- en yüksek düzeydedir. Arı zehrini arılardan tek tek kazanmak, çok az miktarda arı zehri alınabileceğinden çok zordur. Daha büyük miktarlarda arı zehri elektroşok yöntemiyle toplanır. Bunun için akü, frekansın ve darbe süresinin ayarlanabileceği, doğru akımı dalgalı akıma dönüştüren bir cihaz ve akımı geçiren tel örgüden oluşan toplama çerçeveleri, cam plakalar ve bunların arasına gerilen ince bir polietilen membrandan oluşan bir düzeneğe ihtiyaç vardır. Bu düzenek boyutuna göre kovan uçuş deliği önüne yerleştirilebildiği gibi kovan içine de yerleştirilebilir. Arılar elektrik yüklü ızgara ile temas ettiğinde dalgalı akım ile uyarılarak membrana iğnelerini batırırlar ve zehirlerini arka kısımda bulunan camın üzerine püskürtürler. Daha sonra cam plakalar kovandan alınarak iyi havalandırılmış bir odada bir gün boyunca kurumaya bırakılır. Kuruyan arı zehri camdan kazınır ve koyu renkli bir haznede saklanır. Arı zehri –20°C’de birkaç yıl boyunca herhangi bir etkinlik kaybı olmadan saklanabilir.

Top